Bizi yeni okumaya başladığını ifade eden bir hanım kızımız tesettür konusundaki
zorlanmasını şöyle dile getirmiş:
– Ben de gönülden arzu ediyorum arkadaşlarım gibi tesettüre girmeyi. Ancak
çevrem (bir komşu ülkenin simgesi gibi görünen tesettürü hoş karşılamıyor, beni
de onlar gibi görmek istemediklerini açıkça söylüyorlar. Ben de kendimi
yokluyorum, öylesine bir tesettüre gerçekten de hazır olmadığımı anlıyorum. Bu
durumda ne yapayım, kendimi hazır hale getirinceye kadar bekleyeyim mi, yoksa
benim de bana göre sevebileceğim bir tesettür şeklini bulmam mümkün mü? Komşu
ülkeyi hatırlatan bir tesettür şekline mecbur değil miyim?
* * * Düşüncelerini özetlediğim bu hanım kızımıza hemen ifade edeyim ki, İslâm
belli bir ülkenin, coğrafyanın dini değildir. Hatta İslâm, İslâm dünyasına da
mahsus değildir. Belki İslâm, bütün insanlığın ihtiyacını karşılayacak genişlik
ve bollukta evrensel bir dindir. Öyle olunca da, her seviyede insan, her
coğrafyada yaşayan kimse kendine göre bir yer bulabilir İslâm’da. İlle de
yapamayacağı, tercih edemeyeceği şekle mecbur ve mahkum değildir. Bundan
dolayıdır ki en soğuk iklim olan kutuplardaki hanımlar kendilerine göre bir
tesettür şekli bulabilecekleri gibi, en sıcak iklimin hanımları da kendilerine
uyan bir tesettür şekli bulurlar.
Bu açıdan bakınca tesettürde zorluk, belli şekle mecburluk, hatta mahkumluk söz
konusu olmaz. Sadece temel mefhumu gözden kaçırmayalım yeter.
Nedir o temel mefhum? El, yüz dışında vücudun tamamını örtmesi, açık yer
bırakmaması, bedene yapışacak kadar da dar olmaması.
Ne ile bunu temin edecek, ne türlü bir giyimle bunu sağlayacaktır?
İşte burada rahatlık ve genişlik vardır. Hangi türlüsüne kendini hazır
bulabiliyorsan, hangisini gözüne kestirebiliyorsan... Çevren, durumun, halin
neye müsait bulunuyorsa...
Şüphesiz ki tesettürün de en nihaî şekli, en güzel ve son sınırı vardır.
Ama bu son sınır başında iken olmayabilir. Her geçen gün kendini hazırladıkça,
çevreyi müsait bulmaya başladıkça inkişaf söz konusu olabilir.
Hiçbir mesele başta en mükemmelinden başlamaz. Başlarken eksikler, noksanlar
olabilir. Ama zaman içinde noksanlar ikmal edilir, mahzurlar da giderilebilir.
En iyi, iyinin düşmanı, derler.
İyi vardır. Çok iyi vardır. En iyi vardır.
Bunlar hep iyilerdir; ama kademe kademe.
İnsan en iyisine kendini müsait görmeyebilir. Hatta en iyisiyle başlamaya mecbur
ve mükellef de olmayabilir.
– Bir şeyin tümü yapılamıyorsa tümü de terk edilmesi lazım gelmez.
Demek oluyor ki, şu anda hanım kızımız ne türlü bir modayla tesettür etmeye
kendini müsait görüyorsa öyle bir giyimle tesettürünü başlatabilir. Şayet
eksiklik varsa zaman içinde bunu da telafi imkanı bulabilir.
Rahmetli hocamız ne güzel ümit verirdi bizlere. Hiç unutamadığım bir cümlesini
burada tekrar ederek, yazımı bağlamış olayım: – İslâm senden vazgeçmez, sen
İslâm’dan vazgeçmedikçe.
Sözün özü bu olsa gerektir.
Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları