Mantık dışı bir uygulamanın, mantık dışı sonuçlar
doğurmasını tabiî karşılamak gerekir. Üniversiteye devam etmek isteyen başörtülü
genç kızlara yasak koyan Anayasa Mahkemesi, "çağdaşlık" ve "laiklik" gerekçesine
dayanıyordu.
Mahkeme, bir yandan, anayasanın başlangıç bölümünde yer alan "Atatürk ilke ve
inkılâplarını" ve "medeniyetçiliğini" öne sürüyor, bir yandan da başörtüsünün,
türban takmayanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini, bunun
da, laikliği zedeleyeceğini belirtiyordu. Bu mantığı özetlemek gerekirse,
başörtüsü, Atatürk ilke ve inkılâplarına, Atatürk'ün öngördüğü muasır medeniyete
ve laikliğe aykırıydı.
Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, Anayasa Mahkemesi'nin görüşünü
esas aldı ve Leylâ Şahin davasında "Nüfusun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye gibi
bir ülkede, İslâmî başörtüsünün zorunlu bir dinî görev olarak sunulması,
başörtüsü takmayı kabul etmeyen herhangi bir kimsenin, 'dine karşı çıkan veya
din düşmanı' şeklinde görüleceği bir ortam yaratacak, dindar olan Müslümanlarla,
dindar olmayan Müslümanlar ve inançsızlar arasında sırf kıyafetleri dolayısıyla
ayırımcılığa yol açabilecektir" dedi. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 9.
maddesinin, "kişinin dinini, inancını, bir dinî kuralı yerine getirme şeklinde
dışa vurmasını" teminat altına almakla birlikte, bütün eylemleri korumadığını
söyledi. AİHM'e göre, başörtüsü, kadın ile erkeğin eşitliğine de aykırıydı.
Yalnız şunu da hemen kaydedelim ki, üniversitedeki başörtüsü yasağını Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
"başörtüsüne yasak konulsun" diye bir karar almadı. Maalesef Türkiye'de karar
"mahkeme yasak koydu" biçiminde takdim ediliyor. Halbuki böyle bir yasak
konulsaydı, AB üyesi bütün ülkeler buna uymak zorunda kalırdı. AİHM, her
ülkenin, kendi şartlarına göre, "başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
ve düzenin muhafazası" gibi meşru bir amaç güderek, farklı uygulama
yapabileceğini kabul etti.
Başörtüsü yasağı laiklik ilkesine dayandırılıyorsa, hemen soralım: Laiklik
nedir? Devlet ile din işlerinin birbirine karıştırılmaması, devletin, inançlara
karşı eşit mesafede durması laiklik ise, okumak isteyen başörtülü kızları
üniversite dışına atmak tam da laiklik karşıtı bir tavır değil mi?
Öte yandan, eğer başörtüsü üniversite içinde laikliği tehlike düşürüyorsa,
sokakta da düşürür!!! Dolayısıyla, yasağın Tunus'ta olduğu gibi, sokağa sirayet
etmesi beklenen bir sonuçtu.
Nitekim, işte Danıştay 2. Dairesi, başörtülü öğretmenin Gölbaşı Garnizonu Bayrak
Anaokulu Müdürü yapılmamasını haklı gördü. Çünkü, Aytaç öğretmen, okula girerken
başını açıyor, çıkarken başını bağlıyor ve bu fiili, Danıştay'a göre, kendisini
gören küçük çocuklar üzerinde olumsuz etki yaratıyordu. Bir başka ifadeyle Aytaç
öğretmen çocuklara "iyi örnek" olmuyordu.
Meseleyi başta hatalı bir şekilde ortaya koyunca, sonuçlarına da katlanmak
gerekiyor. Başörtüsünü laiklik açısından tehlikeli görenlerin, bu gerekçeyle
başörtülü kızları üniversitelerden dışlayanların, Türkiye'yi giderek
özgürlüklerin kısıldığı bir ülke haline getirmeleri beklenirdi.
Bence Danıştay, kendisinden bekleneni yapmıştır. Başörtülü kadınları "sakıncalı"
ilân etmiştir.