Ayak bastığımız şu yaşlı dünyada hepimiz birer sürgünüz.
Hem de ta Adem’den beri...
İçimizdeki en yoğun, en karmaşık, en zıt duyguların nedeni; bitmez, tükenmez
sonsuzluk arzumuzun kaynağı da bu sürgün.
Sürgünüz bu dünyaya...
Ya da bu dünyaya sürgün...
Çok mutlu olduğumuz anlarda bile bastıramadığımız o hüzün, en acılı
zamanlarımızda bile içimizdeki kıpırtı ve heyecan bundandır.
Hayat; ana rahminde başlayıp mezarda bitmiyor zira!
Yaklaşık onbeş yıldır, başta şarkılarım yoluyla kendimi sizlerle paylaşıyorum.
Beni seven, takip eden, şarkılarıma değer verip onlarda kendilerinden birşeyler
bulan, sesimi soluğumu dinleyen insanlarla ortak paydamızın bu olduğuna karar
verdim birkaç yıl önce.
İşte bu sürgün, bu yabanlık duygusu!
Bir dinleyicimin dediği gibi: “Sürgünlüğümüz, yetim bırakılmışlığımızdan!” belki
de...
Hem bizler; ileride insanlara çok güzel meyveler vereceğine inandığım kocaman
bir ağacın ilk sürgünleriyiz, ilk filizleri...